Merhaba. Size bir armağan bırakıyorum. Sohbetimize her zaman bekleriz. Eğer rahatsızlık verdiysek özür dileriz. Hakkınızı helal edermisiniz? A. e. o. K.i.b www.xat.com/sevgi_esintisi
KÜCÜK COCUK, deniz kenarina oturmus, gözlerini de ilerdeki bir noktaya dikmisti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hali, alisveris icin balikci sandallarinin kiyiya dönmesini bekleyen bir ihtiyarin dikkatini cekti. Yasli adam, seke seke onun yanina gidip: Merhaba delikanli!. dedi. Bu gün deniz cok harika degil mi? Kücük cocuk, basini cevirmeden; Ama rüzgarli, dedi. Topum denize düsünce sürükleyip götürdü. Adam, cocugun yanina oturup: Eger biraz genc olsaydim, yüzüp onu alirdim!. dedi. Ama simdi adim bile atamiyorum. Kücük cocuk, ona cevap vermedi. Ve kiyidan uzaklasan topunu daha iyi görebilmek icin, hemen yanindaki tümsege cikti. Yasli adam, sakin bir ses tonuyla: Ümidini hicbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen cok iyi olur. Cocuk, büyük bir sevincle: Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düstügü yeri bilir mi? ALLAH (c.c.) isterse eger, ona ögretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, dualarin sevabi sana yeter. Kücük cocuk, yaslı adamin sözlerini biraz düsündükten sonra, her okudugunda dedesinden bahsis kopardigi dualari ard arda siraladi. Daha sonra da, topun dönmesi icin Allah tan yardim istedi. Ama üzüntüsü azalmamisti. O topa bir sürü para harcamis, bayram parasini bile ona katmisti. Simdi artik tek sansi, bazen oldugu gibi, rüzgsrin aniden yön degistirmesiydi. Ama deniz cok büyüktü, topu ise kücücük. Aksam üstü hava biraz daha sertlesti. Ve günes batmak üzereyken sandallar döndü. Cocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandi. Yasli adam, hep ayni balikcidan alisveris yapardi. Sonunda onu bulup: Aviniz insALLAH (c.c.) iyi gecmistir!. dedi. Eger varsa, birkac kilo alabilirim. Sandaldaki adam, bir kova icindeki baliklari gösterip: Zaten ancak o kadarcik tutmustum, dedi. Denizde av diye bir sey kalmadi. Dua etmeyi denediniz mi? diye atildi cocuk. Ümidinizi sakin kaybetmeyin!. Balikci icin her sey tesadüftü. Bunun icin de rasgele derlerdi. Ama simdi bir sey hatirlamisti. Yillar yili unuttugu bir seyi. Cocugun yanaklarini oksarken: Dua ha!. diye mirildandi. O zaman tutar miyim? Tutamasaniz bile, dualarin sevabi size yeter, dedi cocuk. Bunu yeni ögrendim. Balikci, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Basini agir agir sallayarak: Ben de yeni ögrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de kücük bir ögretmenden. Cocuk, bu sözlerden cok hoslanmisti. Artik topun gitmesine üzülmüyordu. Yanindaki yasli adam ona bir göz kirparken, balikci tekrar sandala yöneldi ve aglarin üzerindeki eski örtüyü acti. Bir top vardi orada. Henüz islak oldugundan, isil isil parildayan bir futbol topu. Balikcı, onu cocuga uzatip: Ögretmenlerin hakki hic ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!. Kücük cocuk, rüyada olmaliydi. Hic beklenmedik seylerin yasandigi bir rüya. Aceleyle saga sola bakindi. Ama her sey gercekti. Balikci da, sandal da, ihtiyar da... Topu ise, iste ellerindeydi. Ona sikica sarilip: Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun?
Çıkmıyorsun işte aklımdan… Kitaplar okuyorum, Spor yapıyorum, Yazıyorum, çiziyorum… Öyle ki boş bir anım yok ama, tüm dolu anlarımda bile sensizliği beceremiyorum. Baktığım her yerde sen varsın… Bazen gazete de gördüğüm bir kızın gözlerinde, Bazen televizyondaki bir kızın sözlerinde… Duvarlarım da, Dolabım da, Ranzam da sen varsın… Sen varsın rencide olmuş iki kaburgamın arasında… Kaçmak istesem kaçacağım yer yok. Sana gelmek istesem imkanım yok… Aslında imkan olsa gelir miyim onu da bilmiyorum… Çünkü sen, hayallerimde ki sen değilsin… Hayal ettiğim sende tüm güzellikler varken, Bizzat sende çirkinliklerden geçilmiyor. Şimdi diyeceksin öyleyse bana neden vuruldun? İşte düğümde burada ya! Gönül bu bazen konmaması gereken yere konuyor. Sonra oradan almak istedikçe, o bataklıkta batmaya başlıyorsun. Kıpırdasan boğuluyor, Kıpırdamasan yanıyorsun… Bende de yana-yana hal kalmadı. Alevler küle dönsün diye fayda yok. Bilmiyorum çare sen de. Ama sen de yoksun. Ve işin tuhafı senin olmadığın ben de istemiyorum. Ve tüm bu istemez hallerimden yola çıkıp beraber çektiğimiz fotoğrafı dolaptan çıkarıyorum. Ayak uçlarımıza bir ateş Fotoğrafta bile önce kendimi yakıyorum. Peşindense seni…
Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören. Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın. çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık. En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana. İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle...
Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen girebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım. çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim. Bugün sardunyalarım da açmadı Belki de küskün renklere Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım Sensiz soluyorum anlayacağın Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın, Var mısın, yok musun? Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak Aklıma her geldiğinde ağlayarak....
Aşk benim hiç Senim olmamış
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …? Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan, Sanki benim hiç senim olmamış gibi…
her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine.
bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla
sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin “içinde benzetmeler olan” kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok
uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine
sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır
sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır
bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar
verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz
sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak
Sanal dünyada bir süreden beri başlayan gelişmeyi duyurmak istiyorum.
" İnternetten para kazanmak " diye bir fırtına başlamış... Önce pek kulak asmadım, fakat biraz dikkatlice inceleyince buna benzer önceki organizasyonlardan farklı olduğunu görerek bende katıldım. Çok katlı pazarlama sistemini ( MLM - Multi Level Marketing ) farklı bir biçimde uyarlamışlar,
…satış yapmak yok... Yalnızca reklamasyon gelirlerinin paylaşımı var...
Sadece ayda 5 saat internete bağlı kalmak yetiyor... Tüm dostlarıma öneriyorum... Hiç bir zararı yok, katılmak ile bir kayba uğramıyoruz.
Para ödemiyoruz…ama kazanma şansımız var …!
Ücretsiz üyelik işlemleri de çok kısa ve basit... Üyelik sistemi mevcut üyenin davetiyesi ile gerçekleşiyor... Bir denemekte yarar var...
selam canım nasılsın bak ben yine geldim....ve seni çok özledim unuttum sanma sadece işlerim çok çok yoğun ama hep aklımdasın mutlu kal olurmu öpüldün çok canım dostum
Bir Hint masalına göre, kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare varmış. Büyücünün biri fareye acımış ve onu bir kediye dönüştürmüş. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlamış. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürmüş. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlamış. Büyücü bakmış ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürmüş. Ve demiş ki: "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. Ben sana yardım edemem." SHAKSPEARE DİYOR Kİ: "İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."
Çıkacaksın bir yerlerde karşıma... Yüzüne hasret bıraktığın günler geride kalacak. Gözlerine bakıp yine eskisi gibi gülümseyeceğim sana. Hiç bir şey olmamış gibi... Eski güzel günleri hatırlayacak belki dolacak gözlerimiz ama kavuşmanın mutluluğu susturacak ikimizi. Kız kulesini, gezdiğimiz sahilleri, hiç kimseyi umursamadan sevgiye dair ne varsa, ne yaşadıysak hepsini tekrar tekrar yaşayacağız.
Sanki geleceksin... Unuttuğum yüzün vefasız gözlerin bakacak bana yeniden.. Hesap sormak bile zor gelecek bana. İçimde büyüttüğüm onca acıya rağmen göreceksin, hissedeceksin o büyük, o saf sevgiyi yüreğimde.
Sanki geleceksin... Pişman olup af dileyeceksin benden. Kaybettirdiklerini anlayacaksın belki ama çok geç olacak biliyorsun. Ya senin kaybettiklerin? Hiç kimse sevemeyecek seni benim seni sevdiğim kadar. Hiç kimse savaşamayacak yıllarla benim gibi ve hiç kimse benim kadar özlemeyecek seni... Anlayacaksın vefasız sevgili...
Sanki geleceksin... Sileceksin yılların özlemini. Bir şans, son bir şans dileneceksin benden. Senin bana vermediğin o şansı benim sana vermem için yalvaracaksın. Ben yaptım şimdi sen yapacaksın, sen alacaksın gururunu ayaklar altına. Tadacaksın bu acıyı derinden. Ve öğreneceksin sevgili aşkta gurur olmayacağını.
Sanki geleceksin... Çıkacaksın karşıma... Yürekse yürek, sevgiyse sevgi... Ben ağladım yıllarca şimdi sen ağla karşımda. Acıysa acı hemde en büyüğü. Ben öğretemedim sana sevgiyi.silemedim kalbinden nefreti. Taşlaşmış o kalbinin duvarlarını benim sevgim yıkamadı. Evet sanki geleceksin ve bana yanıldığımı göstereceksin taş kalpli sevgili.
Bir gün evet bir gün geleceksin... Geleceksin kendi ayakların getirecek seni bana. Hayal değil, rüya hiç değil, boş umut değil ve bu bekleyişim boşuna değil. Sen sanıyorsun ki hala seviyorum seni. Hala deli gibi tutkunum sana. Ama haklısın sevgili. Kendime bile söyleyecek cesaretim olmasada doğru olan bu. Ama farketmez artık yosun gözlüm. Onca acıyı unutmadım. Daha hesabını soramadım. Geleceksin biliyorum ve ben bekliyorum... Nasıl birşey anlamıyorum, seviyorum hemde ölesiye nefret ediyorum.
Sanki geleceksin... Sanki çıkacaksın biryerlerde karşıma.psiko_2(q)msn.com
yine gelmişsin bense uykunun en derin evresinde yarı ölümle yarı hayatla mücadele veriyordum yine hayat kazandı belkide iyi olmuş bu zafer bak şimdi sana yazıyorum umarım mutlusundur seni tanımıyorum ama inan mutlu ve iyi olmanı çok istiyorum neden bilmem ama tanımadığım için sana yazmak daha hoş ve güzel beni hissettiğini ve anladığını biliyorum çünkü ben bunu hissediyorum.tekrar mutlu kal yazdığın için teşekkürler sen bir kristal kalpsin ya bende kırılmaman için dua edicem....